Yenidoğan dönemi, doğumdan sonraki ilk 28 günü kapsar ve bu süreçte bebeğin bağışıklık sistemi ile diğer vücut sistemleri gelişimini sürdürmeye devam eder. Bu nedenle yaşamın ilk aylarında bazı sağlık sorunları diğer dönemlere göre daha sık görülebilir. Ancak her belirti ciddi bir hastalığa işaret etmez. Bununla birlikte beslenmede belirgin değişiklik, solunum güçlüğü, aşırı uyku hâli veya ateş gibi belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden bir çocuk doktoruna başvurulması önemlidir.
Bu yazımızda bebek sağlığı açısından sık karşılaşılan gaz sancısı, pişik, yenidoğan sarılığı, kolik, kabızlık, ishal, reflü, cilt döküntüleri ve üst solunum yolu enfeksiyonları gibi en yaygın 9 sağlık sorununu, belirtileri ve dikkat edilmesi gereken durumlarla birlikte ele alıyoruz.
Bebeklerde Hastalık Belirtileri
Bebeklerde hastalık belirtileri, bebeğin yaşına, genel sağlık durumuna ve altta yatan sağlık sorununa göre değişiklik gösterebilir. Bu nedenle belirtilerin birlikte değerlendirilmesi ve gerektiğinde bir çocuk doktoru tarafından muayene edilmesi önemlidir. Düzenli doktor kontrolleri hastalıkları tamamen önlemese de bebeğin büyüme ve gelişiminin izlenmesine, olası sağlık sorunlarının erken dönemde değerlendirilmesine yardımcı olur.
Ebeveynlerin bebeğin günlük beslenme düzenini, uyku alışkanlıklarını, solunumunu ve genel davranışlarını yakından takip etmesi önem taşır. Normal düzenin dışında gelişen değişiklikler bazı sağlık sorunlarının ilk belirtileri olabilir. Özellikle ateş, beslenme azalması veya beslenmeyi reddetme, solunum güçlüğü, zor ya da hızlı nefes alma, aşırı uyku hâli nedeniyle zor uyandırılma, morarma veya bez sayısında belirgin azalma gibi belirtiler görüldüğünde gecikmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.
Ciltte Kızarıklık
Bebeklerde görülen cilt döküntüsü ve kızarıklık, tek başına bir hastalık değildir. Pişik, egzama, kurdeşen, isilik, konak, temas tahrişi veya bazı viral döküntülere bağlı olarak gelişebilir. Ayrıca kıyafetlerin cilde sürtünmesi ya da deterjan, sabun ve bakım ürünleri gibi maddelerle temas edilmesi de ciltte tahrişe ve kızarıklığa neden olabilir.
Bazı viral enfeksiyonlarda ateş ve cilt döküntüsü birlikte görülebilir. Bu nedenle kızarıklığın yeri, yaygınlığı, süresi ve eşlik eden diğer belirtiler birlikte değerlendirilmelidir. Hafif seyreden birçok kızarıklık uygun cilt bakımıyla zaman içinde düzelebilir. Ancak kızarıklığa ateş, su dolu kabarcıklar, belirgin şişlik, nefes almada güçlük veya bastırıldığında solmayan mor-kırmızı döküntüler eşlik ediyorsa vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.
Bebek Bezi Kızarıklığı
Pişik (bez dermatiti), bez bölgesinde oluşan en yaygın cilt sorunlarından biridir. Genellikle cildin uzun süre nem, idrar ve dışkıyla temas etmesi, bezin cilde sürtünmesi ve buna bağlı gelişen cilt tahrişi sonucunda ortaya çıkar. Özellikle hassas cilde sahip bebeklerde daha sık görülebilir.
Pişik belirtileri arasında bez bölgesinde kızarıklık, hassasiyet, yanma hissi, ciltte çatlama ve bebeğin altı temizlenirken huzursuz olması yer alır. Hafif vakalarda uygun bakım ile belirtiler kısa sürede düzelebilir.
Pişiği önlemek ve iyileşmeyi desteklemek için bez ıslandığında veya kirlendiğinde gecikmeden değiştirilmeli, bez bölgesi ılık suyla nazikçe temizlenip iyice kurulanmalı ve mümkün olduğunca havalandırılmalıdır. Cildi korumak amacıyla çinko oksit veya vazelin içeren bir bariyer krem, cilt üzerinde koruyucu bir tabaka oluşturacak şekilde uygulanabilir. İlaç içeren kremler ise yalnızca doktor önerisiyle kullanılmalıdır.
Bez bölgesinde talk pudrası, sabun, antiseptik veya parfümlü ürünlerin kullanılması cilt tahrişini artırabileceğinden önerilmez. Kızarıklığın yayılması, kabarcık veya akıntı oluşması, ateşin eşlik etmesi ya da uygun bakıma rağmen birkaç gün içinde düzelmemesi durumunda bir çocuk doktoruna başvurulmalıdır.
Kurdeşen
Urtiker kurdeşen, ciltte aniden ortaya çıkan, sınırları belirgin, kabarık kaşıntılı plaklarla karakterize bir cilt reaksiyonudur. Bu plaklar vücudun herhangi bir bölgesinde görülebilir, kısa süre içinde yer değiştirebilir ve zamanla kaybolurken farklı bölgelerde yeniden oluşabilir. Kurdeşen, ciltte histamin salınmasına bağlı olarak gelişir ve her zaman alerjik bir nedene bağlı ortaya çıkmaz.
Bebeklerde ürtiker en sık viral enfeksiyonlar sırasında görülebilir. Bunun yanı sıra bazı besinler, ilaçlar, böcek sokmaları, sıcak, soğuk veya basınç gibi fiziksel tetikleyiciler de kurdeşene neden olabilir. Bu nedenle her kurdeşen tablosu alerji olarak değerlendirilmemeli, altta yatan neden doktor tarafından araştırılmalıdır.
Tedavi, kurdeşenin nedenine, bebeğin yaşına ve belirtilerin şiddetine göre planlanır. Doktor gerekli gördüğünde uygun bir antihistaminik tedavi önerebilir. Krem veya merhemler ise her kurdeşen vakasında standart tedavi olarak kullanılmaz ve yalnızca doktor önerisi doğrultusunda uygulanmalıdır.
Kurdeşene dudak, dil veya boğazda şişme, nefes almada güçlük, hırıltı ya da ani gelişen belirgin halsizlik eşlik ediyorsa vakit kaybetmeden acil sağlık hizmetine başvurulmalıdır.
İsilik (Miliaria)
İsilik (miliaria), ter kanallarının tıkanması sonucu terin cilt altında birikmesiyle ortaya çıkan yaygın bir cilt sorunudur. Özellikle sıcak ve nemli havalarda, aşırı terlemeye bağlı olarak daha sık görülür. Kalın veya hava almayan kıyafetler de terlemeyi artırarak isilik gelişme riskini yükseltebilir.
İsilik genellikle ciltte küçük kırmızı kabarıklıklar, minik su dolu kabarcıklar, kaşıntı veya batma hissi ile kendini gösterir. Döküntüler en sık boyun, göğüs, sırt, koltuk altı ve bez bölgesinde görülebilir. İsiliğin hafiflemesine yardımcı olmak için bebeğin serin bir ortamda bulunması, ince ve bol pamuklu kıyafetler giydirilmesi, ılık-serin suyla banyo yaptırılması ve cildin temiz ve kuru tutulması önerilir.
Yağlı kremler, pudralar ve doktor önerisi olmadan kullanılan diğer cilt ürünleri ter kanallarını daha fazla tıkayabileceği için tercih edilmemelidir. Döküntü birkaç gün içinde düzelmezse, iltihaplanma belirtileri gelişirse veya isiliğe ateş eşlik ederse vakit kaybetmeden bir çocuk doktoruna başvurulmalıdır.
İnmemiş Testis (Kriptorşidizm)
İnmemiş testis (kriptorşidizm), doğumdan önce bir veya iki testisin skrotuma (torbaya) inmemesi durumudur. Bu durum tek taraflı veya iki taraflı olarak görülebilir ve özellikle prematüre bebeklerde daha sık rastlanır.
Doğumdan sonraki ilk aylarda testisler kendiliğinden skrotuma inebilir. Ancak 6. aydan sonra kendiliğinden inme olasılığı belirgin şekilde azalır. Bu nedenle testislerden biri veya her ikisi 6. ayda hâlâ skrotumda değilse değerlendirme için çocuk ürolojisi veya çocuk cerrahisine başvurulması önerilir.
İnmemiş testisin tedavisinde en sık uygulanan yöntem orşiopeksi adı verilen cerrahi işlemdir. Bu ameliyat genellikle 6 ila 18 ay arasında planlanır ve testisin skrotuma yerleştirilmesini amaçlar. Erken tedavi, testisin sağlıklı gelişimini desteklemek açısından önem taşır.
Tedavi edilmeyen kriptorşidizm, yalnızca iki taraflı vakalarda değil, tek taraflı vakalarda da ilerleyen yıllarda doğurganlık sorunları ve testis kanseri riskinde artışla ilişkilendirilmektedir. Bu nedenle düzenli doktor kontrollerinin aksatılmaması ve gerekli durumlarda tedavinin zamanında planlanması önemlidir.
Bebeklerde Kasık Fıtığı
Kasık fıtığı (inguinal herni), doğuştan açık kalan processus vaginalis adı verilen kanal nedeniyle bağırsak veya karın içi dokuların kasık bölgesine doğru çıkmasıyla oluşur. Bu durum bebeklerde en sık görülen cerrahi hastalıklardan biridir ve özellikle prematüre bebeklerde daha sık görülebilir.
Kasık fıtığının en belirgin bulgusu kasıkta şişlik oluşmasıdır. Şişlik, bebek ağladığında, öksürdüğünde veya ıkındığında karın içi basınç arttığı için daha belirgin hâle gelebilir, bebek sakinleştiğinde ise küçülebilir veya geçici olarak kaybolabilir. Bu durum ağlama veya öksürüğün fıtığa neden olduğu anlamına gelmez; yalnızca mevcut şişliğin daha görünür olmasına yol açabilir.
Çocuklarda kasık fıtığı kendiliğinden düzelmez ve tedavisi genellikle cerrahidir. Tanı konulduktan sonra uygun zamanda ameliyat planlaması için çocuk cerrahisi değerlendirmesi yapılır. Kasıktaki şişliğin sertleşmesi, geri itilmemesi, kızarıklık gelişmesi, bebeğin şiddetli huzursuzluk yaşaması veya kusmanın eşlik etmesi gibi belirtiler fıtığın sıkıştığını gösterebilir. Bu durumda vakit kaybetmeden acil sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.
Konjonktivit
Konjonktivit, gözün beyaz kısmını ve göz kapaklarının iç yüzeyini örten konjonktiva tabakasının iltihaplanmasıdır. Bebeklerde sık görülen göz sorunlarından biri olan konjonktivit, farklı nedenlere bağlı olarak gelişebilir ve uygun tedavi için altta yatan nedenin belirlenmesi önemlidir. Konjonktivitin en yaygın belirtileri arasında göz kızarıklığı, sulanma, göz akıntısı, çapaklanma, sarı veya yeşil renkli akıntı ve göz kapaklarında şişlik yer alır. Bazı bebeklerde ışığa karşı hassasiyet ve gözlerini açmakta zorlanma da görülebilir.
Konjonktivit; viral konjonktivit, bakteriyel konjonktivit, alerjik konjonktivit veya göze temas eden yabancı maddeler ve tahriş edici etkenlere bağlı olarak gelişebilir. Bu nedenle her konjonktivit vakasında antibiyotik tedavisi gerekmez. Tedavi, hastalığın nedenine göre doktor tarafından planlanmalıdır.
Özellikle yenidoğan döneminde gözyaşı kanalı tıkanıklığı, gözde çapaklanmaya neden olabilir ve bu durum konjonktivitle karıştırılabilir. Ancak doğumdan sonraki ilk 28–30 gün içinde gözde belirgin kızarıklık, yoğun akıntı veya göz kapaklarında şişlik görülmesi durumunda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Erken değerlendirme, uygun tedavinin planlanması açısından önem taşır.
Kafa Derisi Kabuklanması (Konak)
Konak (infantil seboreik dermatit), bebeklerin saçlı derisinde görülen, yağlı veya kuru görünümlü sarı-beyaz kabuklanma ile karakterize yaygın bir cilt durumudur. Genellikle yaşamın ilk aylarında ortaya çıkar ve çoğu bebekte zamanla kendiliğinden düzelme eğilimindedir.
Konak bakımında saçlı derinin düzenli olarak parfümsüz ve nazik bir bebek şampuanı ile yıkanması önerilir. Yıkama sonrasında kabuklar yumuşadığında, yumuşak kıllı bir fırça veya bebek tarağıyla nazikçe gevşetilebilir. Kabuklar kazınmamalı veya zorla koparılmamalıdır; bu durum ciltte tahrişe ve enfeksiyon riskine yol açabilir. Kabukların yumuşatılmasına yardımcı olacak ürünler ise yalnızca doktor önerisi doğrultusunda kullanılmalıdır.
Konak saçlı derinin dışına yayılırsa, ciltte kızarıklık, akıntı veya enfeksiyon belirtileri gelişirse ya da uzun süre düzelmezse bir çocuk doktoruna başvurulmalıdır.
Soğuk Algınlığı veya Üst Solunum Yolu Enfeksiyonu
Soğuk algınlığı, burun ve boğazı etkileyen, çoğunlukla virüslerin neden olduğu bulaşıcı bir viral üst solunum yolu enfeksiyonudur. En sık etkenlerden biri rinovirüs olsa da farklı virüsler de hastalığa yol açabilir. Soğuk algınlığı yaşamın ilk yılı boyunca görülebilir ve bebek büyüdükçe, özellikle diğer çocuklarla temasın arttığı dönemlerde enfeksiyon geçirme sıklığı artabilir.
Soğuk algınlığının en sık görülen belirtileri arasında burun akıntısı, burun tıkanıklığı, hapşırma, öksürük, hafif ateş, huzursuzluk ve beslenmede azalma yer alır. Çoğu vaka evde destekleyici bakım ile düzelirken, belirtilerin yakından takip edilmesi önemlidir.
Bebekte solunum güçlüğü, hızlı veya zor nefes alma, morarma, sıvı kaybı belirtileri, emmeyi reddetme ya da üç aydan küçük bebekte 38°C ve üzeri ateş görülmesi durumunda vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Erken değerlendirme, olası komplikasyonların önlenmesi açısından önem taşır.
Bebeklerde Hidronefroz (Böbrek Genişlemesi)
Hidronefroz (böbrek genişlemesi), idrarın böbrekten mesaneye akışında yaşanan bir sorun nedeniyle böbreğin idrarla genişlemesi durumudur. Birçok vaka prenatal ultrason sırasında fark edilebilir. Ancak tanının doğrulanması ve durumun takibi için doğumdan sonra da ultrason kontrolleri yapılması gerekebilir.
Hidronefrozu olan bebeklerin önemli bir kısmında herhangi bir belirti görülmeyebilir. Bununla birlikte idrar yolu enfeksiyonu geliştiğinde ateş, huzursuzluk, kusma ve beslenmede azalma gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Bu nedenle takip sürecinde olası enfeksiyon belirtilerinin dikkatle izlenmesi önemlidir.
Tedavi; böbrek genişlemesinin derecesine, idrar akışında tıkanıklık bulunup bulunmadığına, vezikoüreteral reflü varlığına ve böbrek fonksiyonlarına göre planlanır. Hafif vakalarda yalnızca düzenli takip yeterli olabilir ve çoğu bebeğin ameliyata ihtiyacı olmaz. Cerrahi gereksinimi olan durumlarda değerlendirme çocuk ürolojisi uzmanı tarafından yapılır.
Göbek Fıtığı
Göbek fıtığı (umbilikal herni), göbek çevresindeki kas açıklığından karın içi dokuların dışarı doğru çıkması sonucu oluşan yumuşak bir göbek deliğinde şişlik ile karakterizedir. Şişlik, bebek ağladığında, öksürdüğünde veya ıkındığında daha belirgin hâle gelebilir ve çoğu zaman ağrıya neden olmaz.
Göbek fıtıklarının büyük bölümü kendiliğinden kapanma eğilimindedir ve yaşamın ilk yıllarında herhangi bir tedavi gerektirmeden düzelebilir. Ameliyat gerekliliği ise genellikle 4–5 yaşına kadar kapanmayan veya büyük boyutlu fıtıklarda çocuk cerrahisi uzmanı tarafından değerlendirilir.
Göbekteki şişliğin sertleşmesi, içeri itilememesi, renk değişikliği oluşması, ağrı, karın şişliği veya kusma gibi belirtilerin görülmesi durumunda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.
Pamukçuk
Ağız pamukçuğu, Candida albicans adlı mayanın ağız içinde çoğalması sonucu gelişen bir mantar enfeksiyonudur. Özellikle bebeklerde sık görülebilir ve uygun tedaviyle genellikle kontrol altına alınabilir.
Pamukçukta dil, damak ve yanakların iç yüzeyinde kolayca silinmeyen beyaz plaklar oluşur. Buna karşılık kolayca temizlenebilen beyazlıklar çoğu zaman süt kalıntısı olabilir. Bu nedenle ağız içindeki beyaz görünümün nedeninin doktor tarafından değerlendirilmesi önemlidir.
Pamukçuk bazı bebeklerde ağrıya, huzursuzluğa ve emmede azalmaya neden olabilir. Genellikle ciddi bir sağlık sorunu oluşturmasa da tedavi gerektirebilir. Doktor gerekli gördüğünde uygun antifungal tedavi planlayabilir. Hamilelikte olduğu gibi bebeklerde de reçetesiz ilaç kullanılmamalı ve tüm tedaviler hekim önerisi doğrultusunda uygulanmalıdır.
Bebek Sağlık Sigortası sayfamızı mutlaka incelemenizi tavsiye ederiz
Bebeklerde Sivilce Problemleri
Yenidoğan aknesi (neonatal akne), çoğunlukla doğumdan sonraki ilk haftalarda görülen ve yanak, alın, burun ile çenede ortaya çıkan küçük kırmızı veya beyaz kabarıklıklarla karakterize bir cilt durumudur. Yağ bezlerinin hormonal değişikliklere verdiği yanıtın bu tabloya katkıda bulunduğu düşünülmektedir. Ancak her bebekte ortaya çıkış nedeni kesin olarak bilinmemektedir.
Yenidoğan aknesi genellikle bebeği rahatsız etmez ve birkaç hafta veya birkaç ay içinde iz bırakmadan kendiliğinden düzelir. Bu süreçte bebeğin yüzü ılık su ve hassas bir temizleyiciyle nazikçe temizlenmeli, sivilceler sıkılmamalı ve yağlı krem, losyon ya da akne tedavisinde kullanılan ürünler doktor önerisi olmadan uygulanmamalıdır.
Lezyonların derinleşmesi, iltihaplanması, iz bırakması, uzun süre düzelmemesi veya daha ileri yaşlarda görülmesi durumunda infantil akne açısından değerlendirme yapılması gerekebilir. Bu gibi durumlarda bir çocuk doktoru veya dermatoloji uzmanına başvurulması önerilir.
Çocuk İçin Tamamlayıcı Sağlık Sigortası sayfamızı da incelemenizi öneririz.
Bebeklerde Mide Reflüsü
Gastroözofageal reflü (GER), mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçması durumudur. Bu geri kaçış sonucunda sütün ağızdan taşmasına ise regürjitasyon adı verilir. Regürjitasyon bebeklerde sık görülen ve çoğu zaman fizyolojik kabul edilen bir durumdur. Buna karşılık fışkırır tarzda kusma farklı nedenlere bağlı olabileceğinden mutlaka doktor tarafından değerlendirilmelidir.
Bebeklerde Reflü oldukça yaygındır ve çoğu bebekte herhangi bir tedavi gerektirmeden büyümeyle birlikte azalır. Genellikle 12–14 aylık döneme kadar belirgin şekilde gerileme gösterir. Ancak reflüye beslenme güçlüğü, belirgin huzursuzluk, yetersiz kilo alımı veya başka komplikasyonlar eşlik ediyorsa gastroözofageal reflü hastalığı açısından değerlendirme yapılabilir.
Akciğere mide içeriğinin kaçması veya yemek borusunda hasar gelişmesi her reflü vakasında beklenen durumlar değildir. Bunlar daha çok ciddi gastroözofageal reflü hastalığında görülebilen komplikasyonlardır. Yeşil veya kanlı kusma, fışkırır tarzda kusma, emmeyi reddetme, solunum güçlüğü ya da kilo alamama gibi belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden doktora başvurulmalıdır.
Kolik Bebek
İnfantil kolik, sağlıklı ve gelişimi normal olan bir bebekte belirgin bir sağlık sorunu olmaksızın görülen, uzun süren, tekrarlayan ve zor yatışma ile seyreden ağlama nöbeti olarak tanımlanır. Ancak her uzun süreli ağlama kolik anlamına gelmez. Açlık, alt bezinin kirli olması, ortam sıcaklığı, enfeksiyon, ağrı veya diğer sağlık sorunları öncelikle değerlendirilmelidir.
Kolik genellikle yaşamın ilk üç ayı içinde ortaya çıkar. Çoğu bebekte ilk haftalarda başlar, yaklaşık 6. haftada daha belirgin hâle gelir ve genellikle 3–4. ayda azalma eğilimi gösterir. Kolik belirtileri arasında özellikle akşam saatlerinde artabilen uzun süreli ağlama, bacakları karna çekme, yumrukları sıkma, yüzde kızarma ve bebeğin güçlükle sakinleşmesi yer alır. Bu süreç aileler için zorlayıcı olsa da kolik çoğunlukla geçici bir durumdur.
Ağlamaya ateş, solunum güçlüğü, sürekli kusma, emmeyi reddetme, bez sayısında belirgin azalma veya tepkisizlik eşlik ediyorsa bu durum kolik olarak değerlendirilmemeli ve vakit kaybetmeden bir çocuk doktoruna başvurulmalıdır.
Aile Tamamlayıcı Sağlık Sigortası ile ailece sigorta güvencesi alabilir ve olası sağlık masraflarınızı sigorta çatısı altında karşılayabilirsiniz. Detaylı bilgi için lütfen linke tıklayınız.
Kolikle Nasıl Baş Edilir?
İnfantil kolik döneminde bebeği tamamen susturacak tek bir yöntem bulunmayabilir. Ancak bazı sakinleştirme yöntemleri ağlama nöbetlerinin hafiflemesine yardımcı olabilir. Her bebeğin farklı olduğunu unutmadan, bebeğin verdiği tepkilere göre uygun yöntemler denenebilir.
- Kolik döneminde şu uygulamalar fayda sağlayabilir:
- Ten tene temas ile bebeği sakinleştirmeye çalışmak.
- Bebeği kucakta nazikçe taşımak veya hafifçe sallamak.
- Sakin bir ses tonuyla konuşmak, ninni söylemek ya da beyaz gürültü gibi rahatlatıcı seslerden yararlanmak.
- Ilık bir banyo yaptırmak veya sessiz ve sakin bir ortam oluşturmak.
- Duyarlı beslenme yaklaşımını benimseyerek bebeği açlık belirtilerine göre emzirmek ya da beslemek. Her ağlamanın açlıktan kaynaklanmadığı unutulmamalı ve gereksiz yere aşırı besleme yapılmamalıdır.
- Güvenli kundaklama uygulanacaksa bebeğin sırtüstü yatırılması, kalça ve bacak hareketlerinin kısıtlanmaması ve bebeğin dönmeye başladığı fark edildiğinde kundaklamanın bırakılması gerekir.
Kolik döneminde ebeveynlerin de dinlenmeye ihtiyacı olabilir. Kendinizi çok yorgun veya bunalmış hissediyorsanız bebeğinizi güvenli yatağına sırtüstü yatırarak kısa bir mola verin ve gerekirse yakınlarınızdan ebeveyn desteği isteyin. Bebeği hiçbir zaman sarsmayın.
Kolik için kullanılan damlalar, bitkisel ürünler veya probiyotikler her bebekte aynı etkiyi göstermeyebilir. Bu ürünler kesin çözüm olarak değerlendirilmemeli ve doktor önerisi olmadan kullanılmamalıdır.
Önemli Not: Bu içerik yalnızca bilgi amaçlıdır. Olası sağlık sorunlarını önlemek için en doğru bilgiyi doktorunuzdan alınız.
